Boğaziçi Üniversitesi
Folklor Kulübü’nde (Büfk), Anadolu ve çevresindeki halkların müziklerini
kültürel çoğulcu bir anlayışla sahneye taşımanın yanı sıra, Türkiyeli
müzikte önemli bir yer edinmiş olan gitar müziklerine dair eğitim
– araştırma çalışmaları da yürütülüyor ve bu çalışmaların sonucu
olarak çerçevesini gitar müziklerinin oluşturduğu konserler çıkarılıyor.
Bu tip çalışmaların temelinde, gitarın tüm dünyada olduğu gibi
Türkiye’de de popülerlik kazanması ve Büfk’ün adı itibariyle,
temelini gitarın oluşturduğu folklorik müziklerin üzerine çalışma
yapabilme potansiyelinin bulunması yatıyor. Bu çalışmalardan farklı
olarak, Eylül 2007’de kulüp bünyesinde yerel müzik formlarını
batılı formlar ve enstrümanlarla buluşturmaya yönelik kaygılarla
“Popüler Müzik” başlığı altında yeni bir çalışma alanı oluştu.
Aslında bu tip sentez kaygıları 60–70’li yıllardan beri Türkiye’deki
pek çok müzisyende görülüyor ve pek çok üründe etkisini gösteriyor.
Nitelikli sentez çalışmaları yapabilmek için hem yerel formlara,
hem de batılı formlara ve enstrümanlara hakim olmak son derece
önemli. Dolayısıyla, öncelikle batılı formların öğrenilmesi ve
icra edilmesine yönelik mütevazi bir çalışma olarak başladığımız
bu projeyi uzun vadeli bir çalışma olarak değerlendiriyoruz.
Çalışmalarımızı enstrüman kullanımları temelinde iki ayrı öbek
olarak yürüttük: İlk öbeğimiz ağırlıklı olarak elektrik gitar,
bas gitar ve davul gibi enstrümanların kullanıldığı Blues, Rythm&Blues,
Rock n’Roll gibi formlar ile Kuzey Amerika Protest Folk müziğinden
oluşuyor. İkinci öbekte ise Küba ve Brezilya’dan seçtiğimiz, klasik
gitar ve Afrika kökenli perküsyon kullanımının şekillendirdiği
Cha-Cha-Cha, Mambo, Bolero ile Samba gibi dünya popüler müziğine
etkisi yadsınamayacak Latin Amerika formları yer alıyor.
Bir “tanışma” olarak adlandırabileceğimiz bu sürecin ürünü olarak,
“Şehir Sesleri” isimli konserimizi sizlerle paylaşıyoruz. Henüz
başlangıç aşamasında olsak da, gelecekteki çalışmalarımız için
önemli bir adım attığımızı düşünüyoruz. Yeni projeler, yeni konserler
ile tekrar karşınıza çıkmak ümidiyle…
Değerlendirme
2005 yılında sergilediğimiz “Gitarla Yolculuk”
konserinden sonra, uzun bir aradan sonra BÜFK bünyesinde yeni
bir konserle, “Şehir Sesleri” ile 2008 yılında seyirciyle yeniden
buluştuk. Geçmiş senelerde sergilenen gitar konserlerinden farklı
olarak klasik gitar kullanımının yanı sıra elektrogitar, basgitar
ve bu iki enstrüman için neredeyse vazgeçilmez diyebileceğimiz
davul kullanımını zorlayan bir konserdi Şehir Sesleri.
Şehir Sesleri aslında 2006 yılında Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro
Kulübü (BÜO) ile ortak olarak sergilenen Çingene’nin Şarkısı adlı
oyundan sonra, iki sene bir aranın ardından, öncelikli olarak
kulüpte gitar çalan üyelerin inisiyatifi ile çıkmış bir konser.
Konserden bahsetmeden önce kulüpte böyle bir konserin oluşturulması
yönünde yapılan tartışmalar ve ihtiyaçlardan bahsetmek gerekiyor.
BÜFK’te geçmiş senelerdeki çalışmalarda gitarın folklorik bir
enstrüman olarak kullanıldığı coğrafyaların müziklerine yönelik
bir tanışıklık vardı. Bu doğrultuda çeşitli konserler verilmişti.
Yukarıda bahsedilen Çingene’nin Şarkısı adlı müzikli oyunun da
bu çalışmalardan beslendiğini söyleyebiliriz. Ancak, 2007 yılında
kulüpte gitarın ağırlıklı olarak kullanıldığı bir konser sergilenmedi.
Bunda aslında kulüpte genel olarak deneyimli bir kadronun olmamasının
etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple kulüpte 2007 yılında
sergilenen “Hepimiz” dans-müzik gösterisinde etnik müzik içerisinde
gerek klasik gitar, gerekse basgitar ve elektrogitarı daha yoğun
kullanmaya çalıştık. Geçmiş senelerden farklı olarak, özellikle
elektrogitar ve basgitarın Türkiye’de de artık “popüler” enstrümanlar
olması ve bu enstrümanları çalan kişi sayısının artması gibi sebeplerle
Folklor Kulübü’nde de artık klasik gitar dışında basgitar ve elektrogitar
çalmak isteyen üyelerin yer aldığını söyleyebiliriz. Ancak özellikle
basgitar ve elektrogitarı etnik müzik içerisinde kullanmaya çalışırken
bu enstrümanlarla tanışık olmamaktan ve enstrümanların olanaklarını
yeterince bilmemekten kaynaklı sebeplerle, aslında hedefimize
yeterince ulaştığımızı söyleyemeyiz.
Yukarıda bahsedilen sebeplerle BÜFK bünyesinde gitarın daha yoğun
kullanıldığı yeni bir çalışma alanı açmanın gerekliliğine ve yapılacak
çalışmanın aslında Türkiye popüler müziği alanında bir çalışma
olmasına karar verdik. Bu çalışmada yer almak isteyen BGST müzik
biriminden üyeler ve kulübe yeni gelen ya da kulüpte bir senedir
çalışmakta olan, yani oldukça deneyimsiz diyebileceğimiz üyelerle
BÜFK-BGST ortak olarak çalışmaya başladık. Bu noktada BGST’de
yürütülen 45’lik Şarkılar konser projesinin hem yöntemsel olarak
hem de Türkiye popüler müziği alanında yapılmış bir konser çalışması
olması itibariyle bize yol gösterebileceğini düşündük. Ancak popüler
müzik alanında çalışma yürütmek isteyen kadro olarak geçmiş sene
de deneyimlediğimiz enstrüman olanaklarını yeterince bilememe
sorunu devam etmekteydi. Bu sebeple çalışmanın içeriğini kurgularken
öncelikli olarak Türkiye’de popüler müziği etkilemiş ve bir yandan
özellikle gitar kullanımı açısından bize yararlı olabilecek Batılı
formları öğrenmeye karar verdik.
Bu doğrultuda iki farklı öbek olarak çalışmaya başladık. Birinci
öbekte basgitar, elektrogitar ve davul kullanımının zorlandığı
ve daha çok Amerika kökenli diyebileceğimiz formları çalışırken,
ikinci öbekte klasik gitar ve perküsyon kullanımının zorlandığı
Latin Amerika ve Küba kökenli formlar çalıştık. Yaptığımız çalışmalarda
hedefimiz şarkıları düzenlemek değil, aksine bire bir aynısını
icra etmeye çalışmaktı.
Çalışmak üzere seçeceğimiz formlara karar verirken birtakım araştırmalar
yaptık. Rock, funk, Reggae ve Latin ritimlerinin Türkiye popüler
müziğinde de önemli bir etkisi olduğu için öğrenilmesi gereken
formlar olduğuna karar verdik. Ancak özellikle Amerika kökenli
formlarda, popüler formların tarihsel olarak değişmesi ve ilerlemesi
sebebiyle kendimize başlangıç noktası olarak Blues’u belirledik.
Yine aynı sebepten öncelikli olarak Blues, R&B (rhythm and
blues) Rock’n Roll ve Kuzey Amerika Folk Müziği formlarına çalıştık.
Diğer öbekte ise, formları ritimlerin ve armonik yapıların karmaşıklığına
göre basitten karmaşığa doğru çalıştık. Bu öbekte Cha cha cha,
Bolero, Mambo ve Samba formlarına çalıştık. Çalışacağımız şarkıları
seçerken çalıştığımız form için kült diyebileceğimiz şarkıları
tercih etmeye çalıştık. Bu noktada özellikle ilk çalıştığımız
form olan Blues için ve Latin kökenli formlar için bunu tam olarak
başardığımızı söyleyemeyiz. Burada kimi yerde zaman sıkışıklığı,
kimi yerde de zamanında yeterli materyale ulaşamamış olmamız ekili
oldu. Bunda ilk aşamada özellikle yöntem sıkıntısı çekmemiz ve
45’lik Şarkılar’da elde edilen deneyime çok da başvurmamış olmamız
etkili oldu. Sonrasındaki süreçte, okuma, araştırma, dinleme,
izleme çalışmalarına daha çok yer versek de bu çalışmalar yeterince
sistematik yürümedi. Ancak özellikle Rock’n roll, R&B ve Kuzey
Amerika Folk Müziği formları için bunu başardığımızı söyleyebiliriz.
2007 Aralık ayının sonuna kadarki eğitim çalışmalarında John
Mayall, Albert King, Junior Wells’ten Blues, Blues Brothers’tan
R&B ve Pink Martini’den Cha Cha Cha formunda şarkılar çalıştık.
Şubat ayından itibaren ise gösteri dönemine kadar sırasıyla Elvis
Presley ve Chuck Berry’den Rock’n Roll, Bob Dylan ve Joan Baez’den
Kuzey Amerika Protest Folk, Buena Vista Social Club’dan Bolero,
Tito Puente’den Mambo ve Carla Nunes’ten Samba formunda şarkılar
çalıştık.
Çalışma kadrosunun dar olması sebebiyle şubat ayına kadar yapılan
çalışmalar, proje kadrosu kurulmadan, bütün kadronun proje sorumluluğu
üstlendiği bir şekilde devam etti. Bu anlamda oldukça katılımcı
ve olumlu bir süreç geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Şubat ayının
sonunda gösteriye yönelik bir reji grubu oluşturduk. Reji grubunun
kadronun katılımcılığını azaltıcı bir etken olmaması için kalabalık
ve temelde çalışma örgütlenmesini kontrol eden bir şekilde olmasına
karar verdik. Ancak ilk dönem yaptığımız çalışmalarda gösterinin
nasıl sergileneceğine dönük fikir oluşturma-araştırma yönünün
eksik olması ve gösterinin nisan başında sergilenmesi hedeflendiği
düşünülecek olursa reji faaliyeti oldukça geç başlamıştı ve bu
hedef tam anlamıyla gerçekleşemedi. Yine de prodüksiyon işleri
ve reji faaliyeti görev-sorumluluk dağılımı anlamında bütün kadro
olarak birlikte çalıştık. Reji kadrosu oluşturulduktan sonra özellikle
gösteriyi çerçevelendirmek ve sahnelemeye dönük fikir oluşturma
konusunda, ilk dönem eksik kalan çalışmalardan dolayı oldukça
sıkıntı yaşandı. Eksik birtakım okuma çalışmaları giderilmeye
çalışıldı. Yine de bunun gösteriye az zaman kalması sebebiyle
çok eksik kaldığını söyleyebiliriz.
Gösteri çerçevesine yönelik tartışmalar yaparken aslında çalışmanın
başında Amerika formları için bahsettiğimiz tarihselleştirmeden
yararlanabileceğimizi gördük. Burada format olarak 45’lik Şarkıların
belgesel-konser formatını kullandık ve konserin çeşitli yerlerinde
müzikleri ve dönemi tanıtıcı konuşmaları ve görüntüleri kullanmaya
çalıştık. Latin Amerika formları için böyle bir tarihselleştirme
olup olmadığına dair yeterince bilgimiz olmadığı için bu formları
Küba ve Brezilya kökenli formlar olarak sıralayıp sergiledik.
Aslında seçtiğimiz formların özellikle kentli müzikler üzerindeki
etkisi düşünülünce gösterimize “Şehir Sesleri” adını vermeye karar
verdik.
Popüler müzik alanında yapılan bu çalışma Folklor Kulübü için
çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Kulüp içerisinde
popüler müzik alanının folklor içerisindeki yeri oldukça tartışıldı.
Burada, çalıştığımız formların bulundukları bölgelerin müzik folklorunu
oluşturuyor olması ve aslında folklorun durağan değil yaşayan
bir olgu olması tartışmalarımızın çerçevesini oluşturmamızda bize
yardımcı oldu.
Şehir Sesleri BÜFK-BGST olarak müzikle uğraşan iki yapının birlikte
yaptığı bir eğitim çalışması olması ve kadro olarak aslında her
noktada birlikte çalışılmış olması bakımından oldukça olumlu değerlendirilebilecek
bir konser. Diğer yandan popüler müzik bu kadar hayatımızın içindeyken
ve Türkiye folklorunda şu anda önemli bir yere sahipken ve incelenmeye
değer bir alan olması bakımından oldukça önemli bir çalışma girişimi.
Ancak bu çalışmanın ileride giderilmesi ümit ettiğimizi önemli
eksikleri olduğunu söyleyebiliriz. Bu eksikliklerin en başında
kadronun Türkiye popüler müziği alanında yapmak istediği çalışmanın
net bir çerçevesinin olmadığını ve dolayısıyla yapılan formasyon
çalışmalarının bu anlamda bir alan çalışmasını besleyecek çalışmalardan
çok “enstrümanın imkanlarını keşfetme” çalışması olarak kaldığını
söylemek yanlış olmaz. Bu eksiklik gösterini çerçevesi oluşturulurken
yaşanan sıkıntının temel kaynağını teşkil ediyor. Bu eksikliğin
giderilmesi ve bu doğrultuda yapılacak bir alan çalışması bu çalışmanın
devamında yaşanacak dramaturji oluşturma sıkıntılarının da önüne
geçecektir. Çalışmanın ikinci bir eksik noktası çalışmada usta-çırak
ilişkisinden yeterince faydalanılmamış olması. Özellikle Batılı
formları öğrenirken bu alanda daha önce çalışma yapmış kişilerle
birlikte çalışma yapmak ve onların deneyimlerinden faydalanmak
çalışmanın hızını ve verimliliğini arttıracak, enstrümanla tanışıklığı
derinleştirecek ve formların daha iyi öğrenilmesine hizmet edecektir.
|