DÜĞÜN, Boğaziçi Folklor Kulübü ve Boğaziçi Üniversitesi Oyuncularının, ilk olarak 1990 yılında sahneye koydukları ve 2006 yılında reprodüksiyon olarak tekrar sergiledikleri bir dans-tiyatro gösterisidir. Düğün, küçük bir kasabada geçen bir evlenme sürecinin tüm evrelerini iki düzlemde anlatmaktadır. Birinci düzlem kasaba hayatının ve evlenme basamaklarının doğal akışını anlatan düzlemdir. İkincisi ise üç fantastik karakterin hakim olduğu, birinci düzlemde ilerleyen kasaba hayatında yaşanan kırılma teşebbüslerinin (geleneklere uygun biçimde ilerleyen evlenme sürecini aksatabilecek müdahalelerin) anlatıldığı düzlemdir. Bu performansta, baskın kadınlık ve erkeklik rolleri ve bu rollerin nasıl yeniden üretildiği gösterilirken bir yandan da bu rollerin dışına çıkabilmenin de mümkün olabileceği ima edilir.
Bu yazıda, toplumdaki kadınlık ve erkeklik rolleri oyundaki gelin ve büyücüler(cadılar) arasında özellikle ikinci düzlemde kurulan ilişkiler üzerinden tanımlanmaya ve irdelenmeye çalışılacak.
1. Düzlem
1.Bölüm: ‘Kız İsteme’
Sahnede ilk olarak, kasabalıları çalışırlarken görürüz: Balıkçılar, marangoz, fabrikada çalışan kızlar ve halı dokuyan aile. Kasaba geleneksel ile modern arasındadır. Örneğin, genç kızlar fabrikada çalışarak bir anlamda kamusal alanda var oluyorlar, bu durum kasabanın geleneksel yapısına ters bir durum oluşturuyor. Öte yandan dokumacı ailenin kızının kamusal alana (sokağa) çıkışı kıstlanmıştır, bu ise geleneksel yapıyı pekiştiren bir durumdur. Ancak dokumacı ailenin geleneksel aile yapısına uymayan özellikleri de vardır: ailedeki baba figürü ‘kadınsı’ özellikler taşır, ailedeki ‘mutlak’ otorite değildir ve dolayısıyla ‘ideal aile babası’ olmaktan uzaktır. Ayrıca bu ailede para zaman zaman geleneksel değerlerden öncelikli olabilmektedir.
Bir gün, kasabadaki fabrikanın sahibi, karısı ve oğluyla dokumacı ailenin evine gelirler. Sözüm ona halı bakmaya gelen fabrikatörün asıl amacı dokumacı kızı oğluna istemektir. Bunu anlayan dokumacı baba halı(kızı) için çok yüksek bir fiyat verir. Varlıklı ve prestijli olan fabrikatör, biçilen fiyata hayır diyemez çünkü bu kız kolay elde edilebilecek bir kız değildir. Ev içinde ailesiyle çalışan dokumacı kız, fabrikada çalışan kızlardan daha ‘namuslu’ olduğu için daha tercih edilebilir bir konumdadır. ‘Kültür’ün (Culture) içinde yer almayan ve ‘Doğa’nın*(1) (nature) içinde kalmış olan kız gönül eğlendirilecek değil evlenilecek kız konumundadır.
Kızın babası fabrikatörün teklifini kabul eder. Kız bu olup bitene tepkisiz kalırken kızın annesi zengin dünürü sayesinde sınıf atlayacağı için oldukça mutludur.
Bu kız isteme olayından sonra kasabanın gençleri kırmızı bir mendille birbirlerine kur yaparak dans etmeye başlarlar. Kırmızı mendil sırayla ellerde dolaşır ve herkes mendili dansa kaldırmak istediği kişiye verir.
Mendil dans etmesi için dokumacı kıza uzatıldığında ailesi kızın dans etmesine izin verir, hatta onu dans etmeye teşvik ederler. Kızın kamusal ortama çıkmasına bu kez izin verilmektedir çünkü artık onun bir sahibi vardır... Ancak mendili alan kız beklenenin aksine mendili fabrikatörün oğluna değil evli ve çocuk sahibi olan marangoza verir. Kasabanın karizmatik, ‘ağır abisi’ olan marangoz, kızın gözünde de ‘gerçek’ ve ‘ideal’ bir erkektir. Marangoz olması onun kendi işinin patronu olduğunu, kimseye boyun eğmediğini ve dolayısıyla güçlü olduğunu göstermektedir. O, toplumda kabul gören, güvenilir bir erkektir: Evli ve çocuk sahibi yani erkekliğini kanıtlamış bir erkek*(2). Öte yandan fabrikatörün oğlu (yeni damat adayı) babasının gölgesinde kalmış ve kendi kişiliğini oluşturamamış bir çocuk-adamdır.
Kızın marangoza kırmızı mendili vermesi kasaba halkını çok şaşırtır. Kızın babası bu olayı örtbas etmeye çalışır çünkü olayı ciddiye aldığında geleneklere göre marangozdan ve kızından bunun hesabını sormalıdır. Ancak baba da kasaba halkı da bir şey yapmazlar böylece kasabanın statik yapısı değişmemiş olur.
2. Bölüm-Nişan
Yaşanan bu olaylar düğün sürecinde herhangi bir kırılmaya neden olmaz ve sıra nişana gelir... Nişan sahnesinin başında damadın büyükbabası gelini uzun uzun öper. Fakat bu taciz girişimi de diğer olaylar gibi görmezden gelinir çünkü büyükbaba oldukça yaşlıdır ve yaptığı toplum tarafından ‘hoş görülür’ (görmezden gelinir). Ve kasaba hayatının normal akışına devam etmesi için bu olaya müdahale edilmemelidir. Şaşırtıcı bir biçimde birbirlerine benzeyen büyükbaba, baba ve damat güçlerini özellikle etrafa para saçarak teşhir etmektedirler. Son kuşağı temsil eden damat, miras aldığı erkeklik kimliğinin altını dolduramaz, babayı taklit etme aşamasındadır. Nişan sahnesinde, kasaba halkının onayladığı bu evliliği gelinin de yavaş yavaş kabullenmeye başladığını görürüz. Nişan eğlenceli bir biçimde son bulur.
3. Bölüm-düğün
Evlenme sürecinin son basamağı olan düğünde gelinin başka birini sevmesine rağmen artık evliliği tamamen kabullendiğini görürüz. Beyaz gelinliği giymek, bir üst statüye atlamak ve dolayısıyla diğerleri tarafından kıskanılıyor olmak onun bu evliliği kabullenmesini kolaylaştırır*(3). Damat, gelinin gözünde ‘gerçek’/‘ideal’ bir erkek olmamasına rağmen bu evlilikle birlikte dahil olacağı ailede babasından daha ‘gerçek’/’ideal’ bir erkek vardır: kayın pederi. O, geline güvence sağlamaktadır*(4). Düğün sırasında kayın peder geline tacizkar davranışlarda bulunur ancak gelin bunların taciz olduğunu düşünmez. Gelin-kayın peder arasında gizil bir çıkar ilişkisi vardır ve gelin avantajlı statüsünü kaybetmek istemez. Kasaba halkı tarafından görülmesine rağmen büyük babanın nişandaki tacizi gibi bu olay da görünmez kılınır. Düğünde yaşanan bir diğer önemli olay ise marangozun herkesin ortasında kırmızı mendili çıkarmasıdır. Sarhoş olduğu için marangozun meydan okuması zayıf ve gerçek dışı kalır. Her şeye rağmen kamusal alanda kırmızı mendilin çıkarılması kasabada bir skandala neden olur. Gelin bu durumdan çok rahatsız olur ama hiçbir şey yap(a)maz. Gerçek bir ‘erkek’ görünümünde olmayan damat bu saldırı üzerine ‘erkekleşir’ ve marangozun üzerine yürür (gelinin ve çevrenin bir erkekte aradığı özelliklere dair mesajlar alan damat evlenme sürecinde kendini değiştirme çabalarına girer). Kayın peder olaya el koyar ve marangoza bıçak çeker, ancak marangozun karısı araya girince marangozu, karısı için bağışladığını gösteren bir jestle birlikte onu bıçaklamaktan vazgeçer. ‘Bir erkek tarafından korunmaya ihtiyacı olan zayıf’ kadının hatırına kocasını bağışlaması kayın pedere güç kazandıran bir hamledir. Öte yandan, bu skandal dahi düğünün bozulmasına neden olmaz. Kamber*(5) insanları neşelendirmek için dansözleri çağırır.
2. Düzlem
Yukarıda da bahsedildiği gibi bu performans üç cadının bulunduğu ikinci bir düzlemde de ilerlemektedir. Shakespeare’in Macbeth oyunundaki cadılara bir gönderme olarak da ele alınabilecek üç büyücü kadının tam olarak ne oldukları Macbeth’de olduğu gibi burada da bir tartışma konusudur. Bu kadınların, toplum tarafından dışlanan marjinal kadınlar oldukları düşünülürse tüm kuralları yıkmayı ve insanların bilinçaltını açığa çıkarmayı kışkırttıkları söylenebilir. Oyunda cadılar düğün sahnesinin sonuna kadar kasabanın statik düzeninde -görünür bir şekilde- herhangi bir kırılmaya neden olmazlar. Ancak, onlar insanların ikinci düzleme yani bilinçaltına geçmelerini sağlarlar ve böylece düzendeki değişimlere neden olurlar (ya da olur gibi gözükürler). Ama görünenler birer yanılsamadır: çünkü ikinci düzlem kasabalıların iradesini yansıtır, cadıların değil... Cadıların hareketlerinde neden-sonuç ilişkisi yoktur, her şey çok hızlı değişir ve hiçbir şey birbirini takip etmez çünkü bilinç söz konusu değildir.
Cadıları ilk olarak oyunun başında kasaba halkı uyurken görürüz. Sahneye siyah cüppelerle ve fenerlerle giren cadılar aksak adımlarla kasaba halkının arasında hareket ederek sahnenin ortasında seyirciye karşı durur ve rahatsız edici bir kahkaha atarlar. Bu kahkahanın hemen ardından dışarıdan gelen kahkaha seslerini duyunca geceyi onlarla paylaşan birilerinin olduğunun farkına varırlar ve bundan rahatsız olurlar. Kahkahayı atan bir çifttir: bir genç kız ve bir ‘kazanova’. Erkek kadından sıkılıp onu kovunca, cadılar adamla bir oyun oynamaya karar verirler. Tüm cazibelerini kullanarak adamı ayartan cadılar büyü yaparak onu, olmak isteyeceği en son şeye: başörtülü bir kadına çevirirler. Bunu yaparken cadıların, kadının öcünü almak gibi belirli bir amaçları yoktur, onlar sadece oynamaktadırlar. Ancak sahnede oluşan etki kadının intikamının alındığını ima eder. Daha sonrasında kasaba halkının uyanmasıyla birlikte birinci düzlemin doğal akışı başlar. Yukarıda anlatılan üç sahneden her birinin öncesinde cadıların hakim olduğu ikinci düzlemi yansıtan sahneler bulunur.
1. Bölüm-Mendil
Kız isteme sahnesinden sonra dans etmeye başlayan kasaba gençlerinin elinde bulunan ve daha sonra gelinin marangoza vermesiyle skandala neden olan kırmızı mendil sahnenin ortasında dururken (olayı örtbas etmek için gelinin babası insanları olay yerinden uzaklaştırmıştır) büyücüler tedirginlik içinde bu mendile yaklaşırlar. Başlangıçta, aşkı simgeleyen mendil onlar için ürkütücüdür. Büyü yaparak onu yerden kaldırmaya çalışırlar ama güçleri bunu yapmaya yetmez. Uzun denemelerden sonra sonunda büyücülerden biri büyü yapmadan mendili eline almayı başarır. Üç büyücünün her biri ona ayrı bir anlam yükler. Aşkın çekiciliği, ürkütücülüğü ve iticiliği onları etkiler. Biri onu gelin duvağı yapar ve yüceltir sonra aniden çeker, küçümseyerek diğerine verir; diğer büyücü sanki küçük sevimli bir hayvanmış gibi mendille oynamaya başlar ve en sonunda onu öldürür; son büyücü mendili eline aldığında onu bir erkek yapar ve onunla sevişmeye başlar, sonunda o da öldürür. En sonunda üçü birden kendilerini mendilin ‘büyüsüne’ kaptırırlar ve birden akıllarına bir oyun gelir.
Büyücüler sahneye gelini ve marangozu getirirler. Kıza kırmızı bir etek giydirip erkeğe de kırmızı bir kemer takarlar. Artık ikisi de sevda dansına hazırdırlar. Onları baş başa bıraktıktan sonra marangozun karısını sahneye getirirler ve kaçarcasına sahneden çıkarlar. Kendi içlerinde de çelişkili olan cadılar aslında kuralları herkesin adına yıkmaktadırlar. İkinci düzlemde bunlar yaşansa da birinci düzlem akışına devam etmektedir ve sıra nişana gelmiştir.
2. Bölüm-Bezgelin
Nişan sahnesinden sonra cadılar omuzlarında cesede benzer bir şeyle yine aksak adımlarla içeri girerler ve seyircinin karşısında durup rahatsız edici bakışlarla adeta onları taciz ederler. Aniden ellerindekini kutsal bir nesneymiş gibi taşımaya başlarlar. Sonra onunla çocuklar gibi oynarlar. Amaçları bu nesnenin üzerindeki örtüyü açmaktır. Defalarca büyü yaparlar ama açamazlar. Sonunda içlerinden biri büyü kullanmadan örtüyü kolayca açar. Siyah örtünün içinden yüzünde donuk bir gülümseme olan gelinlikler içinde bir bez bebek çıkar. İlk önce bir düğün alayı çevirirler, büyücülerden biri anne olur, üzgündür. Sonra aniden akıllarına bir oyun gelir: Büyücülerden biri damat diğeri ise berber olur, damat traşı yapılacaktır. Kendini aynada gören damat-cadı jest ve hareketleriyle bir erkeğe dönüşür ve yeni rolünü icra etmeye başlar. Gösteriş yaparak beşi-bir-yerdeyi geline takan damat-cadı böylece erkeklik gücünü arttırır ve daha sonra bu altınla (gücüyle) gelini boğar. Buna aldırış etmeyen yenge-cadılar erkek-cadıyı bez gelini göstererek ayartmaya çalışırlar. Kadının sunulması toplum tarafından çok onaylanabilecek bir davranış değildir ancak birinin bunu yapması gerekir. Yengeler gelinle kan bağları olmadığı için ve evlenmiş kadınlar oldukları için en uygun kişilerdir. Erkek, ilk başta etkilenir ama bir şey yapmaz çünkü o ağır-abi rolünde güçlü bir erkektir. Ama onun erkekliği o kadar güçlüdür ki tahrik olduktan sonra artık kendine hâkim olamamaktadır. Ve geline saldırır: Gerdek gecesi. Yenge-cadılar erkek-cadıyı da aralarına katarak gelinin bekâretini kaybetmesini kutlarlar. Sonra birden akıllarına gelin gelir ve yenge-cadılar üzülmeye başlar, erkek-cadı ise yine damat olur. Gelini boynundan tutup sürükleyerek sahneden çıkartırken yenge-cadılar zılgıt atarak arkasında ağır ağır yürürler. Zılgıtın burada özel bir anlamı vardır. Doğu halklarına ait bir gelenek olan zılgıt genelde düğünlerde ve eylemlerde kadınlar tarafından atılır. Toplumda zılgıtı duymanın rahatsız edici bir etkisi vardır çünkü o dışlanmış olana, ‘ötekiye’ aittir. Bu sahnede cadılar gelin, damat, anne ve yenge gibi toplumsal rollere girerek bu rollerin evlilikle nasıl yeniden üretildiğini gösterirler*(6). Birinci düzlemde nişan bitmiştir ve artık sıra düğündedir.
3. Bölüm: Kanlı Düğün
Düğünde marangozun çıkardığı skandaldan sonra kamberin insanları neşelendirmesi için çağırdığı dansözler aslında cadılardır. Bu sahnede cadılar cazibelerini amaçlarına ulaşmak için bir strateji olarak kullanan kadınları oynarlar. Büyü yaparak düğündeki insanları uyuturlar ve gelin ile marangozu kaldırıp kaçmaya hazırlarlar. Kaçarken marangoza bıçak verirler. Kasabalılar uyumaya devam ederken cadılar sahneye tekrar girerler ve bu sefer ellerindeki bıçağı yere atıp damadın ve kasabanın genç erkeklerinin uyanmasına neden olurlar. Gençler bıçağın etrafında ‘güçlü’ ve gösterişli bir dans yaparak erkekliklerini sergileyip, birbirlerini harekete geçirdikten sonra gelinle marangozu kovalamaya başlarlar. Cadılar bir yandan kaçanlara yol gösterirken bir yanda da kovalayanlara kaçanların yerini gösterirler. En sonunda damat ve marangoz karşılaşır. Artık damat da ‘gerçek’ bir erkektir. Damat ve marangozun birbirlerini bıçaklayarak öldürdüklerini gören cadılar sevinç zılgıtı atarak başarılarını kutlarlar. Gelin bu sırada etkisizdir. Üzülmekten başka bir şey yap(a)maz. O, artık iki erkeğin ölümüne neden olan bir ‘femme fatal’dir (öldüren cazibe). Mutluluktan dans eden cadılar gelinin üzgün olduğunu fark ederler ve onu teselli etmek için yanına giderler. Ve onu bu durumdan kurtarmak için akıllarına bir fikir gelir... Geline, cadıların cüppesine benzer bir cüppe giydirilir ve eline bir fener verilir: artık o da bir cadı olmuştur! (kızın bu pozisyonundan kurtarılıp büyücülerin arasına karışması erkek-egemen bir kadınlık imgesi olan ‘femme fatal’ (öldüren cazibe) imgesinin reddi olarak da okunabilir). Cadılar ilk defa biri tarafından görülmektedir. Gelin bilinçaltını keşfedip yaşadıklarının farkına varır ve bir ‘cadı’ olur, birlikte etraftaki uyuyan kasabalılarla dalga geçerler. Tam kaçacaklarken bir şeyin eksik olduğunu fark ederler. Damadın yanındaki sandalye boş kalmıştır. Akıllarına bir fikir gelir: Bezgelini gelinin sandalyesine oturturlar, böylece bezgelin gelinin yokluğunu hissettirmeyecektir... Bu koşullarda gelinin arzuları ve düşünceleri olmayan, hoş -ama gereğinden büyük olmayan- bir gülümsemeye sahip olan bezden bir geline dönüşmüştür...
1‘Culture’ ve ‘Nature’ toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı ikiliklerden birisidir. Erkek, üretime yaptığı katkı ve kamusal ortamda bulunması nedeniyle ‘kültür’e yakın görülürken, kadın doğurganlık yetisi nedeniyle ‘doğa’ya yakın görülür.
2 Bob Connel’in ‘Hegemonic Masculinity’ makalesine göre erkek egemenliğinin kamusal yüzünde erkeğin ne kadar güçlü olduğu değil gücünü neyle sağladığı önemlidir. Bu oyundaki marangoz tiplemesi de oyun boyunca jest ve dansıyla erkeklik rolünü karşılamaktadır.
3 Pavlov’un Klasik koşullanma teorisine göre toplumdan gelen ödül ve ceza mesajları öğrenmeyi belirler. Burada da evlenmeye dair toplumdan geline ödül mesajları gelmektedir.
4 Psikolojide Evrimsel teoriye göre kadının var oluşu üremesiyle özdeşleştirilir ve yine bu teoriye göre kadının erkekten birincil beklentisi; kadının ürününü (çocuğunu) gücüyle ve ya parasıyla güvence altına almasıdır.
5 Düğünü organize eden kişi.
6 Judith Buttler’ın ‘Performing Gender’ makalesinde belirttiği gibi toplumsal cinsiyet rolleri icra edildikçe içselleştirilir.
|