![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
Lambdaperformans grubu Lambdaistanbul bünyesinde, sahne sanatlarına ilgi duyan ve şu ana kadar tecrübe ettiği sanatsal pratikler üzerinden (dans,müzik,oyunculuk,görüntü) lgbtt aktivizmi bünyesinde bir üretimi hevesleyen bir grup insan olarak ekim 2007’ den itibaren toplanmaya başladık. Akabinde gelişen travesti/transeksüel ve gey cinayetlerine karşı basın açıklamasında performatif eyleme dahiliyetimiz ve lambdaistanbul içerisinde sahne sanatları alanında politika üretmek isteyen arkadaşların olması, lambdaistanbul’un yer aldığı çeşitli etkinliklerde, eylemlerde ortama müdahale eden bir performans grubu fikrini temellendirdi. Bu fikir üzerinden bir takvimlendirmeye giriştiğimizde, “lambdaistanbulun parti organizasyonlarına dahil olmalımıyız?” sorgulamasında bulduk kendimizi. Aylık olarak düzenlenen partilerle öncelikle temasta bulunmak istediğimiz LGBTT bireylere toplu olarak ulaşabileceğimiz şansı bulabilir miydik? Bu partilerin aslında eşcinsel kültür içerisinde kayda değer bir yeri olan gey barlara ve bu barlarda kurulan ortamlara müdahale etme olanağı doğurduğunu farkettik. Bu barlardan en popüleri olan “tek yön”ün işletmecisinin o dönemde verdiği beyanatların (http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=95748,104) lambdaistanbul koordinasyon toplantılarında tartışılması, buraya bir tavır üretme ihtiyacını doğurdu. Özetle, içeriye “feminen” geyleri almayarak barında kurduğu ortamın talep gördüğünü öne süren işletmecinin politikasına alet olmamak adına bu barı tercih etmeyen kitle, işletmenin çarkını döndürmesine engel olamıyordu. Bu noktada, dayattığı feminenlik ölçütüyle kitleyi mağdur eden bir işletmeden talepte bulunmaktan kaçınarak , “feminen”lik ölçütünü içselleştirdikleri noktalarda izleyici lgbtt kitlenin yabancılaşmasını hedefledik. Nitekim bu ölçüt, eşcinseller arasında da kendini tekrar tekrar üretilebiliyor. "zırıl" (feminen tavırlarıyla eşcinsel olduğu çok net olan kişi anlamında yaygınca kullanılan bir tanım) görüntülerden kaçınarak, “maskülen” görüntüler sergileme çabasına girilebiliyor. “Feminen” olmak\olmamak gibi bir ölçütün çıkış noktası olan ataerkinin hangi araçlar üzerinden kitleye empoze edildiği sorgulamaları “feminenölçer” konseptini doğurdu ve lambdaistanbulun “london calling over the rainbow” partisinde bu konsept üzerinden bir performans gerçekleştirmek için ortaklaştık. Çalışma için, kolektif bir metin yazımı ve sonrasında doğaçlamaya açık burakılan oyunculuklarla bir akış oluşturma, bunu da dış gözlerle değerlendirerek temizleme yöntemi izledik. Bu konsept genel olarak “feminen”lik ölçütünün ve bunun saptanabilirliğinin altını boşaltmaya odaklanıyordu. Dedektör olarak işlevlenmesi için dildo kullanılarak tasarlanan “feminenölçer” cihazı, bu cihazı devreye sokan bar işletmecisi, denetimi yapacak olan bir güvenlik görevlisi, farklı türden “feminen”lik ölçütlerine (yürüme şekli, ses tonu, travesti olmak gibi) takılarak içeri alınmayacak müşteriler, ve bu düzeni tanımayıp, yıkan bir drag-queen öğeleriyle bir tablo oluşturmayı hedefledik. Bunlara ilaveten, performansın odağını bar denetiminden “feminenölçer” cihazına dolayısıyla da “feminenlik” ölçütüne kaydırmak hedefiyle afiş, obje ve görüntü tasarımı gibi araçlar da kullandık. Drag queen in masalsı ve ironik bir anlatısıyla başlayan performans; mekan sahibinin güvenlik görevlisine “feminenölçer”i tanıtması ve “feminen”leri bara almamasını öğütleyerek sahneden ayrılması ile devam eder. Devamında bir transseksüel, feminenliğini bastırmaya çalışan bir gey ve çevresine yeni açılmış bir geyle (lubunca karşılığıyla “kezban”) güvenlik görevlisi arasında homofobik karşılaşmalar yaşanır. Güvenlik görevlisine yabancılaşılıp müşterilerle empati kurulması hedeflenirken, iletmek istediğimiz mesajı güçlendirmesi amacıyla tiplemelerin uğradıkları ayrımcılığa karşı güçlü tepkiler vermeleri tercih edilir. Masalın anlatıcısı konumunda olan drag-queenin sahneye çıkması ve ironik bir dille güvenlik görevlisini masaldan atmasıyla masal homofobik unsurlardan arınır ve devamındaki drag queen sovu ile de feminenlik ölçütünün altı boşaltılmaya çalışılır. Parti özelindeyse, daha önceden tercih edilmemiş bir işletme (dogzstar) ve konsept (yurtdışından ünlü djlerin katıldığı elektronik müzik gecesi) söz konusuydu. Bu ortama taşınan herhangi bir faaliyetin, ister istemez oldukça kaygan bir zeminde gerçekleşeceği su götürmüyor. Yine de , grubun bu handikapın bilincine varmadan yola çıktığını söylemek pek de doğru olmaz. Daha çok bu handikapın aşılması için bir girişim olarak anlamlananan performans, mekan politikasının(işletme ve gelen kitlenin eşgüdümüyle) sekteye uğrattığı bir seyir izledi. Örnekse, önceki gün mekan sahibiyle yaptığımız görüşmede yaka mikrofonu, ya da hiç olmadı sahne ortasında bulundurulabilecek bir mikrofon talebinin geri çevrilmesi ve projeksiyon kullanımına dair yaşadığımız sorunlar. Performansı sergilediğimizdeyse "duymak için susmak" ihtiyacına girmeyen bir kitleyle karşılaştık. Mikrofondan gelen uyarılara rağmen sessizlik sağlanamadı, nitekim partideki insanlar bar ortamında alkol etkisi altında konsantre olmaya ekstra çaba sarfetmek gereken bir görüntüyü izlemeyi tercih etmemişlerdi. Net jestlerle karşılaşan kitle bir an için ilgisini performansa yöneltiyor, fakat sonrasında ne dediği duyulamayan replikler devreye girdiğinde sıkıntılı tablo kendini tekrarlıyordu. Daha önceki performansları dolayısıyla bildik bir sima olan drag-queen’in elinde mikrofonuyla ortaya çıkmasının, bu durağan ortamı hareketlendirdiğini söylenebilir. Ekonomik tutulmuş bir diyalog ve net jestlerle bütünlenen bir çerçeve kaygısıyla yola çıkılmadığından, diğer öğelerden bağımsız olarak düşünüldüğünde, performansın skeç formatından net olarak ayrışmaması, bar ortamında sergilenmesi dolayısıyla bir handikap oluşturdu. Performans sonrası görüşlerini aldığımız kişilerin “çok iyiydi”den öteye gidemeyen yorumları, ya da parti ortamındaki performansın varlığını yadırgayan kişilerin marjinalleştirici eleştirileri, ürünün salt eğlenceye dönük tüketilebilir bir çerezlik olarak algılandığını gösteriyordu. Bu noktada bir parti ortamında kurulmaya çalışılan sahne-seyirci ilişkisinin ne denli sağlıklı olabileceğini tartıştık. Sonuçta performans anlamında, bir “müdahele”den bahsediyorsak, eylemin bir noktada insanlara “dokunma”sı, yani onların da dahil olduğu bir ortamda kurulan söylemin tesir etmesi gerekiyordu. Bilindik sahne-seyirci ilişki kalıplarından sıyrılmayı gerektiren bu “dokunma” ihtiyacı aslında drag-queen kısmında bir nebze giderilse de, burada da kurulan söylemin çok net bütünlendiğinden bahsedemeyiz. Çünkü drag-queen, hedeflendiği üzere bu sistemi tanımayan ve dağıtan bir öğe olarak anlamlanmaktan ziyade, kurulan ortamda zaten bunalmış olan kitlenin eğlence ihtiyacını doyurmak için imdada yetişen bir araç haline geldi. Burada “feminen geyler ve transeksüeller de barlara girebilmelidir” okumasının ötesine geçilememesi aslında bu dokunma olasılığını baştan küçültüyor. Çünkü, zaten oradaki kitle için politik doğru olarak görünüp, onaylanmaktan öteye geçemeyen bir söylem kurulmuş oluyor. İçselleştirilmiş “feminen”lik ölçütünün sorgulanmasına dair oluşan boşlukta, performansın akışı da pekala atıl kalmış olabilir. Çünkü izlenen müşterilerin “feminen”lik algısı hakkında hiçbir fikir sahibi olamadığımız gibi, bir de onları, içeri alınmayan ama bu durum karşısında kendini mağdur görmeyen güçlü karakterler olarak görüyoruz. Çözüm önerisi olarak akla gelen yöntemler başka karakterlerle başka diyaloglar kurmak üzerinden gelişince, sorunlu bir tekniği, diyalog üzerinden bir akış kurularak didaktik bir etkinin ortaya çıkma tehlikesini tekrar üretmiş oluyoruz. Alternatif bir dokunma yöntemiyse, mekana gelen kişileri “feminenlik” ölçütüne maruz bırakarak “feminenölçer”i önceden gündemlerine sokmak ve performansta yer alacak tiplemelerle empati kurmalarını kolaylaştırmak olabilir. Örneğin, mekan kapısında “feminenölçer”le performans konseptinden habersiz olan insanların denetlenip, ve gelişigüzel bir sayı üzerinden “feminenlik”lerini ölçmek, bu ölçüte sürekli olarak maruz bırakıldığımızı imleyen, ve ortamdaki insanlara “dokunan” bir hamle olabilir. Bu anlamda, performansı geniş bir çerçevede ele almak ve aslında her eylemin bir performans olarak anlamlanabileceğini düşünüp, çıkacak etkiye odaklanmak gerekebilir.. “Feminenlik” üzerinden şekillenen bir ayrımcılığı ve cinsiyetçiliği eleştirmeye çalıştığımız bu performansın değerlendirmesi çerçevesinde konuştuğumuz bir diğer konu ise parti ortamları idi. Kaygısı LGBTT bireylerinden ortamlarından ve aktivizminden beslenmek olan bir grup olarak, partilerde cinsiyetçi ortamların örgütlenebilmesine ve “cinsel özgürlük” altında normalleştirilebilen teşhirci ve cinsiyetçi pratiklere dair tartışmaya çalıştık ve bu tartışmayı lambdaistanbul içerisine taşıma gayretindeyiz. Partiler, LGBTT bireylerin sosyalleştiği ve lambdaistanbula maddi destek sunmak isteyenlerin mecra bulduğu bir dayanışmanın sağlandığı alanlar olarak görülüp, LGBTT derneklerinin yaşadıkları ekonomik zorlukları aşmak anlamında daha rahat organize edilen, daha büyük kitlelere ulaşan organizasyonlar oldukları düşünülerek düzenleniyor. Ancak bu nedenselleştirme cinsiyetçiliğe karşı yıllardır güçlü bir duruş ve politika üretmeye çalışan Lambdaistanbul içinde bu konunun tartışılmasının önünü tıkayabiliyor; partilere katılan dernek üyesi olmayan kitlede Lambdaistanbul’ un politikasına dair soru işaretlerine neden olabiliyor. Lambdaistanbul performans grubu olarak gerek parti ortamlarında gerekse performansta edindiğimiz tecrübe ve değerlendirmesi üzerinden benzer bir performansla partilerde var olmak istemediğimiz konusunda ortaklaştık. Bundan sonraki en önemli hedefimiz Onur haftası etkinlikleri kapsamında LGBTT bireylerin hikayelerinden dertlerinden yola çıkarak tüm LGBTT bireyleri ve sesimize kulak vermek isteyen herkesi şimdiden davet ettiğimiz performansımız olacak.
*Bu yazı Lambda performans grubunun geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği performansın sürecini ve değerlendirmelerini bize aktarıyor. Folklor kulübü üyesi olan üç arkadaşımız da bu performans grubunda yapısal ve performatif sorumluluklar alıyorlar.
|
![]() |