Müzik BirimiDans BirimiFolklora DoğruGösterilerZiyaretçi DefteriAna Sayfa
 
::
Hepimiz Tuhafız!

16 Mayıs 2007 tarihli Hürriyet ve Takvim gazeteleri manşetlerine Boğaziçi Üniversitesi ve Folklor Kulübü (BÜFK) ile ilgili provokatif bir haberi taşıdılar, aynı haber internette yayın yapan çeşitli haber sitelerinde de çok geçmeden yerini buldu. Bu haberlerle Boğaziçi Üniversitesi ve Folklor Kulübü milliyetçi ve faşizan çevrelere hedef olarak gösterildi.

“BOĞAZİÇİ’NDE TUHAF ŞOV: Türkiye kültürünün tanıtıldığı gecede sahneye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu, peşmerge kıyafetlerine benzer kostümlerle program yaptı. Sembolik nevruz ateşinden atlayan öğrenciler Kürtçe şarkılarla halay çekti. Türbanlı bir kız gitar çaldı. Ahmet Kaya’nın şarkılarının da yer aldığı müziklerle sunulan slayt gösterisinde ise ağzı bandajlı, başı türbanlı bir kızın “Okuma hakkımı istiyorum” yazısı vardı.”

Haberin üç temel odak noktası var ve okuyucunun dikkati bu noktalara çekilip tepki yaratmak hedefleniyor: 1) Kürtlük 2) Başörtüsü 3) Türkiye’nin yanlış tanıtılması.

Peşmerge kıyafeti, nevruz ateşi, Kürtçe şarkı, halay, Ahmet Kaya. Bu anahtar kelimeler okuyucunun dikkatini “Kürtlük” vurgusuna çekiyor. “Modernize peşmergeler” başlığının ve Kürt sahnesini sergileyen dansçıların fotoğraflarının solunda ise okuyucunun aklında ampüller yakmak isteyen bir başka haber yer alıyor. “PKK mayını: 2 şehit daha”. Bu ustaca sayfa düzenlemesi, BÜFK gösterisi ve PKK arasındaki sözde bağı kurması için okuyucuya naçizane katkı sunuyor.

İkinci vurgu noktası ise başörtüsü. Başörtülü bir kadının üniversitede sınırları içinde yani şu meşhur kamusal alanın tam merkezinde, bir dans-müzik gösterisinde sahnede olması ve üstelik kadınların çalmasına alışık olunmayan bir enstrüman, elektogitar,çalması ve tüm bunları yaparken başörtüsünü çıkartmamış olması sayfanın sağında “Türban Şov” başlığı altında özetleniyor ve müzisyen kadının başörtülü fotoğrafına yer veriliyor. Kadının inanç özgürlüğü, başını örtme iradesi yok sayılıyor ve kendini kamusal alanda gerçekleştirme ve ifade etme hakkını kullanması şova benzetiliyor. Haberin arka planında başörtülü kadınların üniversiteye girmesinin yasaklanması savunularak aslında başörtülü kadınlara yönelik şiddete destek verildiği anlaşılıyor ve böyle bir haber bile başlı başına şiddet içeriyor. “Türban Şov” haberinin hemen altında ise Türkiye tarihinin ilk e-muhtırasından ilham almış bir haber tüm puzzle’ı tamamlayan son parça oluyor. Yine Denizli’de keşfedilen namaz hocası kitaplarının dağıtımı haberi ve başörtülü çocukların bir resmi yer alıyor. Haber, Eğitim-İş Sendikası’nın basın açıklamasındaki sözlerle noktalanıyor: “Atatürk’ün çizdiği ulusal ve çağdaş eğitim politikalarına karşı olan her türlü girişimin karşısında duracağız.”.Bu cümleden,başörtülü kadınların ve başörtülü eğitimin Atatürk’ün çizdiği ulusal ve çağdaş eğitim politikalarına karşı oldukları; öğrencilerinden birinin başörtülü olarak üniversiteye girmesine ve kulüp gösterisinde sahneye çıkmasına izin veren Boğaziçi Üniversitesi’nin de Atatürk’ün bu ulusal politikalarına karşı olduğu ve dolayısıyla ona karşı durulması gerektiği mesajı çıkıyor. Böylece YÖK’ün yasakçı zihniyetine direnmeye çabalayan Boğaziçi Üniversitesi statükocu, muhafazakar, millliyetçi kesimlerin hedef tahtasının tam ortasına yerleştiriliyor.

Haberdeki bir diğer vurgu ise Boğaziçi’nin Türkiye’yi “yanlış” tanıtması. Orhan Pamuk’un Ermeni Soykırımı ile ilgili açıklamaları, Eren Keskin’in gözaltında cinsel taciz ve tecavüz ile ilgili Almanya’daki konuşması Türkiye’nin “yanlış” tanıtılması korkusunun önceki örnekleriydi. Bu noktada muhabirin, bu haberi onaylayan ve manşete taşıyan genel yayın yönetmeninin ve gazetenin büyük bir yok sayma hali içinde oldukları açıkça görünüyor. Sanki bu ülkede milyonlarca Kürt, binlerce başörtülü kadın öğrenci yaşamıyormuş gibi inkar politikası sürdürülüyor. Bu kimliklerin Türkiye’deki varlıklarının sahnede görünürleşmesi Türkiye’nin yanlış tanıtılmasına denk düşüyorsa ‘düzgün’ bir tanıtımın yok sayma ve inkar üzerinde şekilleneceğini tahmin etmek çok da zor olmaz. Türkiye’yi yurt dışında hoş göstermek amacıyla, tüm halkların ve tüm kimliklerin sorunsuz biçimde mutlu mesut yaşadıkları bir tablo çizmek; Türkiye’deki hak ihlallerini, anti-demokratik uygulamaları, dışlanan kimliklere yöneltilen her türlü şiddeti saklamak milliyetçi otoriter rejime kulluk etmekten başka birşey değildir.

Görünen o ki, Folklor Kulübü kendini ulus-devletçi militer rejimin milli kültür politikasının karşısında konumlandırıyor ve alternatif söz söyleyen bir sanat alanı yaratmaya çabalıyor. Dansı, müziği, kostümü, jeneriği, afişi ve dramaturjisi ile kültürel çoğulcu bir perspektif taşıyor. Etnisite, din, mezhep, cinsel yönelim farkı gözetmeksizin tüm kimliklerin kendini ifade edebildiği, demokratik haklarını kullanabildiği, kendini gerçekleştirebildiği, barış içinde birarada yaşayabildiği bir Türkiye istiyor. Bu haberi değerlendirirken Türkiye’nin genel konjonktüründen, yükselen milliyetçilik ve faşizmden soyutlanamayacağı açıktır. Devletin ve sivil toplumun pek çok unsurunun iç içe geçtiği, linçlerin yaşandığı, siyasi cinayetlerin ve ölüm tehditlerinin arttığı son dönemde çıkan bu haber ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdittir. Hürriyet gazetesi’nin başlatmış olduğu saldırı Folklor Kulübü’ne ve Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik bir karalama kampanyasıdır ve bu kampanya Diyarbakır’da kurşunlanan çocukları terörist gibi gösteren; Ermeni Konferansı’nı düzenleyenleri ve konuşmacıları vatan haini ilan eden; Eren Keskin’i, Elif Şafak’ı, Orhan Pamuk’u hedef gösteren; Hrant Dink’in katline suç ortaklığı eden; muhtıra-severlikle milli duyguları harekete geçirip binlerce insanı mitinglere döken kampanyaların devamından başka bir şey değildir. Aynı zihniyetin, aynı projenin, aynı çıkarların ürünüdür. Mobilize faşizm karşısında dayanışma içinde olmanın hayati bir önem taşıdığı son dönemde, yasakçı-sansürcü zihniyete teslim olmayan Boğaziçi Üniversitesi ve Folklor Kulübü’ne destek olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Herkesi 18 Mayıs Cuma saat 20:00’da Boğaziçi Üniversitesi Uçaksavar Kampüsü Garanti Kültür Merkezi önünde Folklor Kulübü tarafından yapılacak olan basın açıklamasına çağırıyorum.

Şebnem K.

17 Mayıs 2007