![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
Çevirenler:Banu Açıkdeniz Gülcan Küçük Bu yazı 2005 yaz döneminde Boğaziçi Üniversitesi Kadın araştırmaları Kulübü’nde gerçekleştirilen bir aktarım çalışmasının metnidir. Metin Christy Adair’ın 1992 yılında basılan “Women and Dance”*(1) adlı kitabından faydalanılarak oluşturuldu. Adair’in bu çalışması kadınların dans alanındaki varoluş biçimlerine ve bu alanda yapılan kadın çalışmalarına odaklanıyor. Kitap iki temel bölümden oluşuyor: ilk bölüm konuyu kuramsal açıdan ele alırken ikinci bölüm balenin doğuşundan itibaren batılı teatral dans tarihinin kadınlar açısından gelişimini inceliyor.
Dans, kadınların hakim olduğu alanlardan biri olarak görülür. Fakat kadınların bu alana gerçekten hakim olup olmadığını anlamak için onların dans alanında üstlendikleri rollere bakmak gerekir. Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne bağlı olarak burada da kadınlar ve erkekler farklı roller üstlenmiştir. Örneğin modern dansın ortaya çıkışından önce koreografi alanında erkeklerin sayısı kadınlara oranla çok daha fazlaydı, bunun yanında var olan az sayıdaki kadın koreograf da çoğunlukla görmezden gelinirdi. Bu durum modern dansın doğuşuyla birlikte değişse de hala, zaman zaman koreograflık erkekle, icracılık ise kadınla özdeşleştirilebiliyor. Sahne arkasındaki iş bölümüne gelindiğinde ise erkeklerin elektrik, ışık ve müzik departmanlarında çalıştığı, kadınların pazarlama, eğitim, kostüm, sekreterlik gibi alanlarda görevler üstlendikleri görülüyor. Yatırımcılara gelince, dans alanındaki yatırımcıların, dünya malvarlığının sadece yüzde birine sahip olan kadınlar olması beklenemez. Karar mekanizmalarında da durum farklı değil, örneğin devletlerin sanata ne kadar fon ayıracağını belirleyen mekanizmaların da çoğunluğunu yine erkekler oluşturuyor. Sahne Üstünde... Kadınlar özellikle balede “zarif” ve “gayretsizce” hareket ediyormuş gibi görünüyor ya da gösteriliyorlar. Kadınların “çirkin” anları, çaba sarf ettikleri anlar sahnede yer almıyor. Ancak buna karşı çıkan dans yorumları ve kullanımları da mevcut. Örneğin Adair, koreografisini Pina Bausch’un üstlendiği Wuppertal Dance Theatre’ın Bir Bahar Ayini yorumu için şunları söylüyor: Yukarıda balerinlerin “zarif” ve “güzel” görünmeleri gerektiğinden bahsettik. Balerinler için bu zerafet ve güzelliğe ulaşabilmenin en temel koşulu: “zayıf” olmak. İngiliz Kraliyet Balesi’nden eski bir balerinin bu konuyla ilgili söyledikleri oldukça açıklayıcı: “Kesin ve önceden belirlenmiş bir imgeye uyum sağlamak üzere yaratıcılığını, aklını ve cinselliğini yadsımayı öğreniyorsun. Örneğin katı diyetler bale dansçıları arasında çok yaygındı. Zaman zaman tam bir anoreksiaya*(2) varan diyetlerdi bunlar. Uyum sağlamak için çok çabaladık... Bu narsistçe çaba sonucunda neyin üretildiğini anlamak için corps de ballet*(3)’ye bakmanız yeterli, “kuğu kraliçe” olma hırsıyla kuğular, peri kızları gibi kusursuz bir uyum içinde dans eden ve birbirine tıpatıp benzeyen beden ve ifadelere sahip olan sıra sıra kadınlar...” Kadınların adet görme, hamile kalma ve süt verme gibi biyolojik süreçleri kamusal alana dahil edilmez, aksine özel alanda saklanır. Kamusal bir mekan olarak tasarlanan sahne üstünde de dansçı kadınların bu fizyolojik süreçleri*(4) görmezden gelinir ya da görünmez kılınır. Bu durum dansçının üretim kapasitesini ve yaşantısını doğrudan etkiler. Dans alanında uygulanan yoğun egzersiz ve diyetler kadınların regl döngülerinin düzensizleşmesine hatta kesilmesine neden olur. Dans, kadınların hamile kalma kararlarını da doğrudan etkiler. Çocuk sahibi olan bir kadının dansa devam edebilmesi de toplumdaki cinsiyete dayalı işbölümü nedeniyle oldukça zordur. Bunu gerçekleştirebilmek için kadın dansçının tam zamanlı olarak çalışacak bir yardımcıya ihtiyacı vardır, bu durumda düşük gelirli bir dansçının hem dansçı hem de anne olması imkansız hale gelir. Hamile kalan dansçı kadın bu kararla birlikte dans kariyerini riske atar, çünkü hamile bir kadın sahne üstünde yer alamaz. Ancak hamile kadın bedenine yönelik bu tahammülsüzlüğe karşı çıkan kadınlar da yok değil. Örneğin Ninette de Valois 1900’lerin başlarında İngiltere’de, balede kurgulanan ideal kadın imgesine karşı çıkarak 7 aylık hamileyken dansçı olarak sahnelerde yer alıyor... Yaşlı kadın bedeni de çoğunlukla sahne üstünde kabul görmez. Örneğin, Amerika'da modern dansın kurucularından biri olan Martha Graham uzun yıllar dansa devam etti ve bu durum eleştirmenler arasında tartışma yaratıyordu. Eleştirmenlerin bir kısmı Graham’ın sahneye çıkmaması gerektiğini iddia ederken sahneye çıkmasını olumlayanlardan bazıları ise Graham’ın kolsuz ve boynu açıkta bırakan kıyafetlerle dans etmemesi gerektiğini savunuyorlardı, çünkü Graham’ın yaşlı bedeni saklanmalıydı...
Teşhir: Seyirci, dansçıyla kurduğu ilişkide ‘röntgenci’ rolündedir ve dansçı seyircinin arzusunu tatmin etmek üzere sergilenir. Bu nedenle icracı-seyirci arasında bir güç dengesizliği vardır. Ancak bazı yeni dans örnekleri bu dans pratiklerine karşı koyar. Bu eserlerde süreç, icracının deneyimleri ve öznelliği öne çıkarılır, bedenin hatlarını vurgulamayan hareketler ve kostümler seçilir.
Bakış*(6)
Dans alanında kadınların edindikleri pozisyonları anlamak için dans tarihini, kadınların bu alandaki varoluş biçimlerine odaklanarak yeniden ele almak faydalı olacaktır. Dans tarihi sırasıyla şu başlıklar altında ele alınacak: Bale, Modern Dans, Postmodern dans, Siyahların Dansı, Yeni Dans ve Son Dönem. Bale Saray Balesi: 18. yy'da bale saraylardan çıkıp opera salonlarına taşındı ve dans okulları açılmaya başlandı, buralarda profesyonel dansçılar yetiştiriliyordu. Bu okullar kadınlara dans eğitimi alma fırsatını sundu. Peki, bu dönemde dans eğitiminde kadınlar ne öğreniyorlardı? Yukarıda da belirtildiği gibi zor bale adımlarını icra edenler erkeklerdi, kadınlar da okullarda bu adımları yani erkekler tarafından erkekler için üretilmiş teknikleri öğrendiler. Bu okullarda verilen eğitimlerde ‘işkence’ olarak adlandırılabilecek bazı yöntemler kullanılıyordu, örneğin o dönemde, bu okullardan birinde eğitim gören bir balerin şunları söylüyor: ''Öğretmenim her sabah ayaklarımı bir kutunun içine hapsederdi. Topuklar yanyana, dizler dışarıyı gösterirken zavallı ayaklarım zamanla kendi kendilerine paralel bir çizgide durmaya alıştılar. Buna ''turning-out''*(8)diyorlardı...” Dans okullarının açılmasıyla birlikte dansçılık bir meslek haline geldi. Dans alanındaki toplumsal cinsiyet rollerine dayalı işbölümleri bu dönemde oluşmaya başladı: bu dönemde erkekler organizatör, eğitmen, teorisyen, koreograf ve dansçıyken kadınlar güzel görünüşleriyle değerlendirilen parlak dansçılardı. 18. yy balesinin en önemli kadın dansçılarından biri Marie Camargo’dur. İlk profesyonel dansçılardan biri olan Camargo aynı zamanda bir koreograftı. Kadınlar açısından bale adımlarının icrasını kolaylaştırmak ve bu adımların görünmesini sağlamak için etek boyunu kısalttı. Bu o dönem için dans alanında bir kostüm devrimiydi. Romantik Bale: Romantik dönemde sahneye konan bale gösterilerinde balerinlerin ne kadar iyi dans ettikleri değil ne kadar iyi göründükleri vurgulanıyordu. Balede görünüşe yapılan bu vurgu dönemin eleştiri yazılarında da hissediliyordu. Bu dönemde tiyatro gazetesinde yayımlanmış eleştiri yazılarından birinde şöyle diyor: ''Dansçıların çoğu onları son gördüğümüzden bu yana çok kilo almışlar. Haydi hanımlar biraz egzersiz yapın!'' Bir diğeri ise şöyle: ''La Cheritto sarışındı, yumuşak mavi gözleri, fazlaca görünmesine rağmen zarif bir gülümseyişi vardı. Omuzları ve göğüsleri alışılmış kadın dansçılarda olduğu gibi zayıf değildi…'' Bir diğer önemli isim ise o dönemde varolan az sayıdaki kadın koreograftan biri olan Therese Ellsler. Ellsler’in sahneye koyduğu bale öykülerindeki kadınlar genellikle anaakım bale öykülerinde yer alan kadın karakterlerden daha güçlü karakterlerdi. Ellsler eserlerinde kadın birlikteliğine vurgu yapıyordu. Bu dönemde, 1800’lerin ikinci yarısı, Avrupa’da 1. Dalga kadın hareketi vardı ve bu hareket kadınlar için oy hakkı talep ediyordu. Ellsler’in de dönemin kadın hareketinden etkilendiği söyleniyor. Rus Balesi: Çarlık yönetiminin yıkılmasından hemen sonra Rusya’da ‘Ballet Russes’ topluluğu kuruldu. Bu toplulukta yer almış önemli isimlerden biri olan Bronislava Nijinska ise dönemin az sayıdaki kadın koreograflarından biriydi. Eserleri feminizmin baleye dahil oluşunun ilk örnekleri olarak değerlendirilir(1924). Örneğin Nijinska, Les Noces (Yuvalar-1923) adlı eserinde Rusya'da geçen geleneksel bir köylü düğününü ele alıyordu. Bu evlilik görücü usulüyle yapılan bir evlilik, ve gösteride toplum tarafından kurulan tuzağa düşürülen gelin ve damadın durumları konu ediliyor. Les Noces’ta evlilik kadının adak olarak sunulduğu bir tören olarak ele alınıyor. Müzik ve dans yoluyla kadının endişeleri ifade ediliyor ve kadının çaresizliğine vurgu yapılıyor. Diğer bir eseri Les Biches'de (Dişi Geyikler-1924) ise Nijinska lezbiyen bir ilişkiye yer vererek klasik balenin en önemli yapı taşlarından biri olan heteroseksüel ilişki geleneğini sarsıyordu.
Bale Öyküleri: Uyuyan Güzel: Kuğu Gölü: Bu bale öyküsünde Viktoryen dönemden itibaren kadınları sınıflandırmak için kullanılan erkek egemen sistemin ikiliklerinden biriyle kaşılaşıyoruz; bakire- fahişe ikiliği. Bakire-fahişe, namuslu-fettan, anne-metres vb. bunlar bale öykülerinde sık sık karşımıza çıkan ikiliklerdir. Kuğu Gölü’nde Oddete bakireyi, Odile ise fahişeyi temsil eder. Gösteride Odette, mağrurluk, aşağıya düşen bakışlar, erdemlilik ve seyirciye teşhir edilen içe dönüklükle resmedilir. Odile ise kötü kalpli, yırtıcı ve fettandır, bakışları yerde değil seyircidedir ve bu dışa dönüklük seyirciye teşhir edilir. Bu iki kadın stereotipinin erkek kahramanımızla yaptığı pas de deux*(11)’lere baktığımızda ise Odette nadiren prensle gözgöze gelirken, Odile’in erkeğin gözünün içine bakmaktan kaçınmayan bir “femme-fatal” olduğunu görürüz. Erkek fantazisinde Odette “evlenilecek kadın” Odile ise “kullanılacak kadın”dır. Bu iki kadın stereotipi birbirlerinden farklı konumlanışlara sahip olsalar da iki pas de deux’de de balerin erkek partneri tarafından seyirciye sunulur. Ve genel olarak bakıldığında iki rol de erkekler tarafından belirlenip kontrol edilir, dolayısıyla ikisi de erkeğe bağımlıdır. Giselle Giselle balesinin alternatif yorumları da üretilmiştir. Bunlar arasında en çok göze çarpan
Modern Dans Modern Dans 1900’lerin başında iki koldan, Amerika’da ve Almanya’da, başladı. Modern dansın kuruluşunda ve gelişiminde kadınlar önemli roller üstlendiler. Modern dansa öncülük eden bu kadın dansçılar arasında Loei Fuller, Isadora Duncan, Ruth St. Denis, Mary Wigman, Martha Graham ve Kathrine Dunham*(12) sayılabilir. Loei Fuller sahne teknolojileri konusunda önemli buluşlar yaptı. Farklı kostümleri, ışığı ve kimyasal maddeleri sahne üstünde birer estetik aracı olarak kullandı ve bu sahneleme denemeleri oldukça ses getirdi. Ancak Isadora Duncan ve Ruth St. Denis Amerikan modern dansının gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip olurken, Fuller onlar kadar etkili olamadı. Fuller’in lezbiyen bir kadın oluşunun başarısını gölgelediği ileri sürülebilir. Ruth St. Denis kocası Ted Shawn ile birlikte, gelecekte amerikan modern dansını şekillendirecek öğrencileri yetiştiren ve bu nedenle amerikan modern dans tarihinde önemli bir yere sahip olan Denishawn okulunu açtı. Ruth St. Denis doğu danslarını alıp kendi gösterilerinde kullandı, hatta bu dansları Hollywood filmlerindeki koreografilerine taşımaktan çekinmedi. Denis, erkek seyirci ile kadın dansçı arasında kurulan röntgenci ilişkiyi eleştirmek bir yana bu ilişki biçiminden faydalanıyordu.
Mary Wigman Martha Graham
Postmodern dans Yvonne Rainer postmodern dans akımında yer alan en önemli isimlerden biriydi. Rainer’ın politik duruşu 60 ve 70’lerin feminist düşüncesini yansıtıyordu. Dansta kadını cinsel obje olarak sergilemiyordu. Eserlerinde kadının pasif olarak gösterilmesine karşı çıkıyor kadınları güçlü özneler olarak resmediyordu. Alışılmış kadın ve erkek steryotipleriyle ilgilenmiyor, kadın-erkek rollerini ters-yüz ediyordu, bale ve anaakım modern danstaki kullanımın tersine gösterilerinde kadınlar da erkekleri taşıyordu. Rainer, postmodern dansın manifestosu olarak kabul edilen “No Manifesto”*(14) 'yu açıkladı. Postmodern dans akımında yer alan diğer önemli isimler şöyle: Trisha Brown, Simone Forti, Deborah Hay, Laura Deans ve Meerdith Monk.
Siyahların Dansı Siyahlar uzun süre bir sahne sanatı olan danstan uzak tutuldular. Çünkü dans alanı da diğer kültürel alanlarda olduğu gibi genellikle toplumdaki egemen ideolojiyi yansıtma eğilimindedir. Dansta görünmesi ideal olan beyaz kadındı. “Siyah” bedenlerin bale yapamayacağı düşünülüyordu. Siyah mücadelesi güçlendikçe siyahların dans alanındaki pozisyonu da değişmeye başladı, bir süre sonra kendi dans oklullarını açmaya başladılar. Bu gelişmeler modern dansla birlikte gündeme gelen dans alanındaki baş kaldırışlarla paralel bir seyir izliyor diyebiliriz. Siyah modern dansının temellerini atan iki önemli isim, Kathrine Dunham ve Pearl Primus’tur. Kathrine Dunham; Afrika danslarında yer alan torso*(15)kullanımını modern dansa kazandırdı. Klasik bale, Karayip, Afrika ve Avrupa danslarını bir araya getirdi. Pearl Primus; Eserlerinde siyahlarla ilgili stereotipleri yıkmaya çalışıyor. Koreografilerinde ırkçılıktan, siyahlara yönelik ayrımcılıktan bahsediyordu. Postmodern ve yeni dans akımlarında yer alan siyah kadınlar 60 ve 70’lerde çoğunlukla siyah kadın kimliği üzerine yoğunlaştılar. En önemli isimler arasında Bebe Miller, Jawole Willa Jo Zollar ve grubu Urban Bush Women var. Bebe Miller gösterilerinde anaakım dans geleneğinde yer alan siyah kadın ve erkek stereotiplerine karşı çıkıyor. Urban Bush Women 30'lu yaşlarındaki afro-amerikan kadınlardan oluşuyor. Gösterilerinde siyah kadın bedeni ve cinselliği ile ilgili toplumda var olan önyargılara dikkat çekiyorlar.
Yeni Dans Yeni dans X6 Collective adındaki karma bir grubun öncülüğünde başladı. Grupta yer alan kadınlar, kadınlar olarak dünya görüşlerini yansıtan eserler üretiyorlar; bedenlerini, çalışma yöntemlerini, performanslarını feminist bir yaklaşımla yeniden ele alıyorlar. Bu grubun bir de yayın organı var: New Dance Magazine. Derginin ilk sayısında derginin ve grubun amaçları tanımlanıyor. Bu amaçlardan biri şöyle: “Dansa etki eden baskı biçimlerinin önüne geçmeyi, özellikle de dansla ilişkili olarak toplumda baskıya uğrayan sakatları, Avrupalı olmayanları, kadınları ve azınlık grubu muamelesi gören grupları öne çıkarmayı hedefliyoruz.” Genel olarak yeni dans akımına dahil olan çalışmalarda: danstaki toplumsal cinsiyet rollerine başkaldırı var, yeni kadınlık ve erkeklik kimlikleri yaratılmaya çalışılıyor; kullanılan teknikler yeniden ele alınıyor; bedenin hatlarını vurgulayan kıyafetler değil, daha işlevsel kıyafetler tercih ediliyor; hiyerarşik olmayan çalışma metodları geliştirilmeye çalışılıyor. Son Dönem ya da “Yoldan Çıkanlar”*(16)
1980’lerde uygulanan neo-liberal politikaların etkisiyle kültürel alanda oluşan duraklama tabii ki dans dünyasına da yansıdı. Ancak bu dönemde de kültürel alanda yaşanan bu olumsuz duruma rağmen toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan, kadına yönelik kısıtlayıcı bakış açılarını reddeden, kadınların dans alanındaki sınırlarını genişletmeyi hedefleyen çeşitli muhalif dans çalışmaları yapılmaya devam ediyor... Bu son döneme dahil edilebilecek “yoldan çıkan” isimlerden bazıları şunlar: Emilyn Claid, Jacky Lansley, Pina Bausch, Crowsfeet Dance Collective, Dance Brigade, Jowole Willa Jo Zolar- Urban Bush Women, Shobana Jeyasingh, Gaby Agis, Rosemary Lee, Yoshiko Chuma, Rosemary Butcher. 1 Christy Adair, Women and Dance-Sylphs and Sirens, , New York University Press, 1992, New York.
2 Ölümle sonuçlanabilen bir tür yeme bozukluğu.
3 Balede solistler dışındaki dansçıların tümü 4 Radikal feministler kadın bedeninin farklılığını dolayısıyla biyolojik ayrımları vurgulayıp bunları sahiplenirken liberal feminstler bu ayrımı görmezden gelir ya da reddederler. Yazara göre kadın bedeni hem toplumsal hem de biyolojik koşullar göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. 5 Örneğin balede kadınların giyidiği dar mayolar, kasıkları ve bacakları ortaya çıkaran tütü ve derin dekolteli üstler yoluyla sahnede kadının ‘bakılasılığı’ vurgulanır.
6 Yazar ingilizcedeki ‘bakmak’ anlamındaki ‘look’ keimesi yerine rahatsız edici bir bakış biçimine karşılık gelen türkçeye‘dik bakış’ olarak da tercüme edilebilen ‘gaze’ kelimesini kullanmayı tercih etmiş. 7 Örneğin bale tarihindeki önemli koreograflardan biri olan Balanchine kadınlarla ilgili şunu söylüyor: ''Kadınlar hareket ve düşünce gerektiren konularda yetersizdir ve aşağı konumlarını kabullenmelidir. Kadın güzellik ve arzu nesnesidir. Kadının balede birincil olması kaçınılmaz çünkü o karşı cinsten güzeldir.''
8 Balede ayaklar düz bir çizgiyi gösterecek şekilde bacakların kalçadan itibaren dışarıya doğru döndüğü temel pozisyon. 9 Bu dönemde dansçılık prestiji oldukça düşük olan bir meslekti. Dolayısıyla bu kadınların birer balerin olarak saygınlığa kavuşmaları (sınıf atlamaları) mümkün değildi, ancak zengin bir erkeğin himayesine girerek burjuva sınıfına dahil olabilirlerdi. 10 Balede parmak uçları üzerinde dans etme tekniği 11 Balede ikili dans. Klasik pas de deux başbalerinle erkek solist arasında gerçekleşir. 12 Kathrine Dunham’dan Siyahların Dansı bölümünde bahsedilecek. 13 Büzülme-gevşeme 14 No Manifesto: 15 Omuzlarla bel arasında kalan bölgeye verilen ad 16 Kitabın bu bölümünde 80’lerden 90’ların başına kadar olan dönem ele alınıyor. Yazar bu dönemde ortaya çıkan dans örnekleri “Subversives” olarak adlandırılmış.
|
|
![]() |